Müracaatta bulunmak nasıl yazılır ?

Arda

New member
Müracaatta Bulunmak: Tarihsel Bir Yolculuğun İçinde...

Geçenlerde eski bir arkadaşım, uzun zamandır görüşmediğimiz bir dönemde, bir soru sordu: “Müracaatta bulunmak nasıl yazılır?” Bu soruyu duyduğumda aklımda hemen bir anı canlandı. Aslında bu basit gibi görünen soru, beni geçmişe, insan ilişkilerinin evrimleştiği o anlara götürdü. Herkesin bildiği ama çoğumuzun farkında olmadığı bir konuya doğru bir yolculuğa çıktım. Gelin, bu hikayede beraber ilerleyelim ve "müracaatta bulunmak" kelimesinin geçmişten günümüze nasıl bir anlam kazandığını keşfedelim.

Bir Bilgi Arayışı: Efsanevi İlk Adımlar

Zeynep, üniversiteyi bitirip iş arayışına girdiğinde, ilk kez bir başvuru yapacaktı. Her şeyin mükemmel olması gerektiği bir dönemde, Zeynep’in en çok endişelendiği şey, başvuruyu nasıl yazacağıydı. “Müracaat” kelimesi, ona hep büyük, önemli bir şeymiş gibi gelirdi. Eski Türkçede “müracaat” kelimesi, bir başvuruda bulunmak, bir yere yazılı olarak başvurmak anlamına gelirken, toplumun ve dilin evrimiyle de farklı anlamlar kazandı. Zeynep’in bu kelimeyi nasıl kullanacağı, başvurduğu şirkete, işyerine olan yaklaşımını da şekillendirecekti. Zeynep’in kafasında, başvuru yazısının kelimelerinden çok, kelimelerin yükü vardı. Her şeyin doğru yazılması gerekiyordu.

Zeynep’in iş başvurusu için yazdığı mektupta iki şey vardı: Strateji ve duygu. Ancak bu yazı ona çok karmaşık ve çok ciddi geliyordu. Yardıma ihtiyacı vardı.

Zeynep ve Ahmet: İki Farklı Perspektif

Bir gün, Zeynep iş başvurusu yaparken, Ahmet’e başvurunun nasıl yazılması gerektiğini sordu. Ahmet, Zeynep’in en yakın arkadaşıydı ve her zaman çözüm odaklıydı. Ahmet, bilgisayar ekranında başvurunun “nasıl” olması gerektiğini Zeynep’e açıklarken, onun için işin sadece teknik kısmı önemliydi. “Başvuruda bulunmak” kelimesinin doğru yazılması gerektiğini düşündü. Bu, ona dilin kuralları gibi geliyordu. Başvuruda, kelimelerin doğru seçilmesi gerektiğini savunuyordu. “Müracaatta bulunmak” ifadesi, tarihsel olarak da her zaman yazılı ve kurallara dayalı bir işlem olarak kullanıldığından, iş başvurularının da kurallara uygun yapılması gerektiğini vurguluyordu. Ahmet, başvurunun dilbilgisel olarak doğru olması gerektiğine odaklanmıştı. “Her şeyin bir kuralı var, Zeynep. Şirketlere başvururken yazım kurallarına uymak önemlidir. Bu, başvurunun profesyonel görüneceği anlamına gelir.”

Ahmet’in yaklaşımı, çözüm odaklı ve oldukça stratejikti. Ama Zeynep’in içinde bir şey eksikti. Başvurunun sadece doğru yazılması yeterli miydi? Şirketin kapısından adım atabilmek için gerekli olan şey sadece “doğru yazım kuralları” mıydı?

Zeynep’in İçsel Çatışması: Duygular ve İlişkiler

Zeynep, Ahmet’in söylediklerini anlamıştı, ama içinde bir yerlerde farklı bir şey vardı. O sadece doğru yazım ve formatla değil, aynı zamanda kendisini nasıl ifade edeceğiyle ilgileniyordu. Bir başvuru, yalnızca kuralların yerine getirilmesi mi, yoksa içsel bir duygunun, başvurulan şirkete doğru bir şekilde aktarılması mıydı? Zeynep, başvuruda bulunurken, sadece profesyonel bir dil kullanmakla kalmak istemiyordu; o aynı zamanda insanları etkileyebilecek, duygusal bir bağ kurabilecek cümleler arıyordu.

“Belki de müracaatta bulunmak, sadece bir başvuru değil, aynı zamanda bir ilişki kurma sürecidir,” diye düşündü. Zeynep’in gözünde, “müracaatta bulunmak” sadece dilbilgisel kuralların ötesinde bir anlam taşımaya başlamıştı. İnsanların birbirine yaklaşma, kendilerini ifade etme ve başkalarına saygı gösterme süreci, başvurudan çok daha fazlasıydı. Her kelime, yalnızca kurallara uymak için değil, insanları etkilemek için de seçilmeliydi.

Zeynep, biraz empatik düşünmeye başladı. Ahmet’in bakış açısı doğruydu, fakat bu başvuru bir makale ya da rapor değil, bir insanın hikayesi olmalıydı. İletişim sadece yazılı kurallara değil, aynı zamanda duyguya da dayanıyordu.

Zeynep’in Başvurusu: Yeni Bir Anlayış

Zeynep, başvurusunu yazarken Ahmet’in yaklaşımına sadık kalarak yazım kurallarına uygun bir şekilde yazmaya başladı. Ancak aynı zamanda yazısına, kendini bir insan olarak tanıtmak isteyen bir kadın yaklaşımını da kattı. İş deneyimlerinin yanı sıra, bu deneyimlerin ona ne hissettirdiğini ve başvurulan şirkete nasıl katkı sağlayabileceğini ifade etti. Ahmet’in önerdiği gibi, başvurunun profesyonel ve düzgün olması gerektiği görüşünü benimsemişti. Ancak Zeynep, kendi duygularını da katmanın önemli olduğunu düşündü. Müracaatta bulunmak, bazen kurallardan ve formatlardan daha fazlasıydı. Bir anlamda bir insanın diğerine “ben buradayım, ben bu işi yapabilirim” demesiydi. Bir ilişkiler kurma biçimiydi.

Başvurusunu tamamladığında, Zeynep, Ahmet’in önerdiği gibi kurallara uymaya özen gösterdi ama aynı zamanda duygu ve empatiyi de içinde barındıran bir yazı ortaya çıkmıştı. İşte Zeynep’in müracaatı artık sadece profesyonel bir başvuru değil, aynı zamanda insan olmanın ve başkalarına değer vermenin bir ifadesiydi.

Sonuç: Müracaatta Bulunmak - Sadece Kurallar mı?

Zeynep’in hikayesi, bize şunu gösteriyor: "Müracaatta bulunmak" yalnızca bir yazım hatasından kaçınmak ya da doğru terimleri kullanmak değil, aynı zamanda bir insanın duygu, düşünce ve değerleriyle başvurulan yere yaklaşma şeklidir. Ahmet’in çözüm odaklı bakışı ve Zeynep’in ilişkisel ve empatik yaklaşımı birbirini dengelemiş ve sonunda ikisinin de katkılarıyla anlamlı bir başvuru ortaya çıkmıştır.

Sizce, müracaatta bulunmak sadece kuralların ötesinde bir insan ilişkisi midir? Başvuru yaparken duygusal bir bağ kurmak, işin sadece profesyonel yönüyle mi ilgilidir? Bu sorular, belki de iş hayatındaki başvurulardan çok daha derin bir anlam taşıyor. Ne dersiniz?
 
Üst